Atatürk, yaÅŸamının önemli bir kesimini tarihin en büyük savaÅŸlarından birinin içinde, ulusal ve evrensel sorumluluklar yüklenerek geçirdikten yıllarca sonra, düzenli bir mantık ve bilgi disiplini kesinlikle gerektiren matematik alanında, yeni türettiÄŸi terimlerle böylesine özlü bir yapıtı yazmakla, dil ve matematikteki üstün yeteneÄŸini kanıtlamıştır. Atatürk’ün yaÅŸamında çok belirgin bir örneÄŸini izlediÄŸimiz gibi, aslında dil ile matematiksel kültür arasında sıkı bağıntı vardır. Atatürk’ün dehasında, dil ve matematik gibi aklın deÄŸiÅŸik disiplinleri birbirini karşılıklı olarak hep olumlu yönde etkilemiÅŸ ve geliÅŸtirmiÅŸtir. Atatürk, “Fen terimleri o suretle yapılmalı ki anlamları ancak istenilen ÅŸeyi ifade edebilsin”(5) demiÅŸ ve bunu, Osmanlıca çok sayıda terimin yerine öz Türkçe karşılıklarını türetirken üstün bir baÅŸarıyla gerçekleÅŸtirmiÅŸtir.
Atatürk’ü, “Geometri” adlı yapıtını yazmaya zorlayan nedenleri, O’nun dil çalışmalarını yakından izlemek olanağını bulabilen tanınmış dil uzmanı A. Dilaçar şöyle açıklıyor :
” … Atatürk hep matematikle uÄŸraşırdı. Eski geometri terimleri çok aÄŸdalı idi. Gen bile, uzun uzun bu terimleri okuduÄŸum halde, ÅŸimdikiler Imışısında güçlüğünü daha iyi anlıyorum. Pedagojide bir gerçek var: Fıkır yolunun açık olması, bir ip ucunun bulunması lazımdır. Yoksa bir külçe gibi çöker. Müselles kelimesini ele alalım. Arapça okullarımızdan kaldırılmıştır. Sülüs’ten müştak (türetilmiÅŸ) bir kelime olduÄŸunu öğrenin nasıl bilsin ? Arapça soÄŸurucu bir dildir. ÖrneÄŸin “müsteÅŸrik” “ÅŸark” kelimesinden gelmiÅŸ bir kelimedir. Önüne, ortasına, arkasına birtakım heceler eklenmiÅŸ. Bunun aslını bulmak bir Arapça gramer meselesidir, Okullarımızdan Arapça, Farsça kaldırılmış olduÄŸundan, öğren id “müselles”i küde kelime olarak karşısında görecektir. “Uç” aklına gelmeyecektir. Ama müselles yerine “üçgen” dersek, hır üç var. “Gen”. Atatürk’e göre “geniÅŸlikten” alınmıştır. Bir ipucu var. “Dörtgen” dörtten gelmiÅŸtir. Bir ipucu vardır. “EÅŸit”, denk anlamında olan “eÅŸ”ten gelmiÅŸtir. Ama müsavi Arapça bir kelimedir. Bu sebeple Atatürk’ün prensipleri burada da doÄŸru idi. On im için bu en aÄŸdalı olan bu bilim dalını ele aldı ve kitabı örnek olarak bıraktı…”
Atatürk’ün matematik terimlerini türetme ve bunları öğretime yerleÅŸtirme çalışmaları konusunda Prof. Dr. Vecibe LatıpoÄŸlu, ÅŸu bilgilen veriyor:”
… Atatürk, matematiÄŸi iyi bildiÄŸi ve sevdiÄŸi için, terim devrimine matematikten baÅŸlamıştır, denilebilir. Çünkü Türk Dili (Belleten)’in Åžubat 1937 tarihli yayınından bir ay sonra, Atatürk, ceyb (sinüs) ve tece^b (koÅŸmuÅŸ)’m Türkçe karşılıklarının bulunması için 29 Mart 1937 tarihli Ulus Gazetesine ilan verdirerek bir yarışma açtırmıştır… Sonunda hazırlanan bütün terimler, Türk Dili (Belleten) dergisinin Ekim 1937 tarihli sayısında yer almıştır. Terimler, Türkçe-Osmanlıca, Osmanlıca-Türkçe, Fransızca-Türkçe olmak üzere sıralanmış ve ön sırayı matematik terimleri almıştır…
Atatürk terim çalışmalarının ülkedeki etkisini öğrenmek için, 1937 yılı sonbaharında, Sivas’a giderek, vaktiyle Sivas Kongresini topladığı lise binasında, dokuzuncu sınıfın geometri dersine girmiÅŸtir’”1′. Bu derste eski terimlerle öğrenimin zorluÄŸunu birkez daha saptayan Atatürk, “Bu anlaşılmaz terimlerle, öğrencilere bilgi verilemez” diyerek kitabı atmış ve sonra tahta başına geçip “dili” yerine “kenar”, “müselles” yerine “üçgen”, “müselles mütesaviyül adla” yerine “eÅŸkenar üçgen”, “zaviye” yerine “açı” terimlerini kullanarak ünlü Pısagor teoremini öğrencilere anlatmıştır”‘. Atatürk, bu inceleme gezisinde yanında bulunan Kültür Bakanı Saffet Arıkan’a tüm okul kitaplarının yeni terimlerle, hemen yarılması emrini vermiÅŸ ve TürkçeleÅŸtirilmiÅŸ terimlerle iki ayda hazırlanan kitaplar bütün okullara Kültür Bakanlığınca gönderilmiÅŸtir’ .
Atatürk’ün türettiÄŸi matematik terimleri ve yaptığı geometri tanımlarının hemen hemen tümü bugüne deÄŸin deÄŸiÅŸmeksizin kullanıla gelmiÅŸtir. O’nun türettiklerinden sadece birkaç terim sonradan küçük ölçüde deÄŸiÅŸtirilmiÅŸtir. ÖrneÄŸin Fransızca “hypothese’in karşılığı olan Osmanlıcıdaki” faraziye’nin yerine Atatürk, Türkçe “varsayı” terimini türetmiÅŸ ve sonradan bu terim varsayım” biçimini almıştır. Aynı ÅŸekilde O’nun “tümey açı”, “bütey açı” terimlerinin yerini “tümler açı”, “bütünler açı” terimleri almıştır. Çok az sayıda ve sınırlı olan bu terim deÄŸiÅŸikliklerini, Atatürk’ün dildeki temel ilkesinin doÄŸruluÄŸunun birer kanıtı saymak gerekir.
Prof. Dr. Afet İnan, Atatürk’ün çalışmalarını yıllarca yakından izleyebilmiÅŸ insanlardan biri olarak, O’nun bilime ve matematiÄŸe verdiÄŸi önemi şöyle belirtiyor :
” … Atatürk, kendi yetiÅŸtiÄŸi devrin müspet ilimlerini mesleki uzmanlığı bakımından bellediÄŸi vakit, berrak ve müspet bir görüşe sahip olabileceÄŸini ve her hangi bir meseleyi matematiksel bir kesinlikle çözümlemeyi hedef tuttuÄŸunu söylerdi.”
Prof. Dr. A. İnan, 25.1.1982 tarihli özel bir yazısında’ ‘, bu konuyla ilgili olarak şöyle diyor :
” BilindiÄŸi gibi ilim konusu iki büyük bölümde iÅŸlenir ve bunlardan faydalanılır : Müspet ilimler, Sosyal ilimler. Atatürk gerek öğrencilik devirlerinde gerekse ömrü boyunca bu her iki ilimden çok faydalanmıştır. Mesela tarih onun için bir geçmiÅŸin hikayesi deÄŸil, günümüzde bu olanlardan ders almanın önemli olduÄŸuna inanmıştır. DiÄŸer taraftan asıl müspet ilimlerin başında gelen matematik bilgisi Atatürk için baÅŸlıca bir konudur. Çünkü matematik insan topluluklarına müspet yol gösteren re uygulamasında yarar saÄŸlayan müspet bir ılım dalıdır. İşte Atatürk bu ilime çok deÄŸer verdiÄŸi için hem nazarı kısımları çok iyi bellemiÅŸ, hem de bunların uygulamasına her bakımdan önem vermiÅŸtir. Hatta matematik terimlerinin bugün kullandığımı; deyimleri tamamen kendi buluÅŸları ile saptamıştır.
Yorum Yapın