Faydalı Bilgiler Teknoloji BiliÅŸim Haberler » Blog Archive » Millî Mücadele
19
Eki

Millî Mücadele

   Yazan: admin   Kategori Atatürk

Millî mücadele ve Kurtuluş Savaşı

Millî mücadelenin maksat ve gayesi tam istiklâlini ve kayıtsız-şartsız egemenliğini sağlamak ve sürdürmektir. Millet, dış istiklâlini kazanmak için, lâzım gelen hattı hareketini misakı millî ile ifa etmiştir. Millî hakimiyetini elde edebilmek için, takibi lâzım gelen hareket hattını da Teşkilâtı Esasiye Kanunu ile tesbit etmiştir. (1923)

Esas Türk milletinin haysiyetli ve şerefli bir millet olarak yaşamasıdır. Bu esas ancak tam bağımsızlık edinilmesiyle sağlanabilir. Ne kadar zengin ve bayındır olursa olsun bağımsızlıktan yoksun bir millet, uygar insanlık karşısında uşak olmak durumunda yüksek bir işlem için değer taşıyamaz. Yabancı bir devletin koruma ve esirgemesini benimsemek insanlık niteliklerinden yoksunluğu, güçyetmezliği ve uyuşukluğu benimsemekten başka bir şey değildir. Gerçekten bu aşağılığa düşmemiş olanların, isteyerek başlarına bir yabancı getirmeleri asla düşünülemez.

Oysa, Türk’ün haysiyet ve kendine inanı ve yeteneÄŸi çok yüksek ve büyüktür. Böyle bir millet esir yaÅŸamaktansa yok olsun daha iyidir!

Dolayısıyla ya istiklâl, ya ölüm!

Biz haklarımızı ve bağımsızlığımızı savunmak için giriştiğimiz çarpışmanın kutsallığı düşüncesinde ve hiçbir gücün bir milleti yaşamak hakkından yoksun kılınmayacağı inancındayım. (Nutuk)

Memleketin ellide biri değil, her tarafı tahribedilse, her tarafı ateşler içinde bırakılsa, biz bu toprakların üstünde bir tepeye çıkacağız ve oradan savunma ile meşgul olacağız. 1920

Ben, 1919 senesi mayıs içinde Samsun’a çıktığım gün elimde, maddî hiçbir kuvvet yoktu. Yalnız büyük Türk Milleti’nin asaletinden doÄŸan ve benim vicdanımı dolduran yüksek ve manevi bir kuvvet vardı. İşte ben bu millî kuvvete, bu Türk Milleti’ne güvenerek iÅŸe baÅŸladım.

Ben, Türk ufuklarından bir gün mutlaka bir güneş doğacağına, bunun hararet ve kuvvetinin bizi ısıtacağına, bundan bize bir güç çıkacağına o kadar emindim ki, bunu âdeta gözlerimle görüyordum. 1937

Milletimiz çok büyüktür. Hiç korkmayalım. O, esaret ve aşağılığı kabul etmez. (1919)

Ben ve benim gibi birçok vatandaÅŸlar, kardeÅŸler, milletin asıl vatanı, ümitsiz felâkete düştüğü zaman görevli oldukları, vicdanen, namusen, haysiyeten yükümlü bulundukları vazifeyi yapmak mevkiinde kaldılar. Bunu elbette yapacaklardır. Yapmaları mecburi idi, vicdani idi, insani idi, millî namus gereÄŸi idi. Ben bu mukaddes esasların dışında hareket edebilir mi idim? Efendiler; elbette edemezdim. Türk Milleti’nin hakiki hiçbir ferdi bu gereklerin haricinde hareket edemezdi. Ben elbette bu elim manzara karşısında vicdanımın emirlerine muhalif, millî namusumuza aykırı hareket edemezdim. (1925)

Bağımsızlık gayesinin elde ediliÅŸine kadar, tamamiyle milletle birlikte, fedakârane çalışacağıma mukaddesatım namına yemin ettim. Artık benim için Anadolu’dan hiçbir yere gitmemek katidir. (1919)

Millî irade kendi istikametinde bir nehir gibi coşup taşacaktır. Mücadeleyi her noktasından düşünerek uyanış ve coşkunluk hasıl olmuştur. Sadece dayanıklı olmak ve vazifede kusur etmemek temel şarttır. (1919)

Millî dava ancak bu inan, bu irade ve azimle gerçekleştirilecektir. Yaşaması ve muzaffer olması gereken değersiz şahıslarımız değil, millî kurtuluşu temin edecek olan fikirlerdir. (1919)

Aziz ve mübarek vatanımızı kurtarmak için bütün aydınların, herkesin hazır olması lâzımdır. İstanbul’a gitmeyeceÄŸiz. Anadolu, en büyük hazinedir. Vatanın sinesinde kurtuluÅŸ çarelerini beraberce ölünceye kadar aramaya, temin etmeye çalışacağız. (1919)

Bazı arkadaÅŸların yoksulluk içinde bu büyük dâvanın baÅŸarılamayacağını zannederek, memleketlerine dönmek arzusunda olduklarını duydum. ArkadaÅŸlar! Ben sizleri bu millî dâvaya silâh zoruyla davet etmedim, görüyorsunuz ki sizi burada tutmak için de silâhım yoktur. DilediÄŸiniz gibi memleketlerinize dönebilirsiniz. Fakat ÅŸunu biliniz ki, bütün arkadaÅŸlarım beni yalnız bırakıp gitseler, ben bu Meclis-i Âli’de tek başıma kalsam da, mücadeleye ahdettim. Düşman adım adım her tarafı iÅŸgal ederek Ankara’ya kadar gelecek olursa, ben bir elime silâhımı, bir elime de Türk bayrağını alıp Elma Dağı’na çıkacağım. Burada tek başıma son kurÅŸunuma kadar düşmanla çarpışacağım. Sonra da bu mukaddes bayrağı göğsüme sarıp ÅŸehit olacağım. Bu bayrak kanımı sindire sindire emerken, ben de milletim uÄŸruna hayata veda edeceÄŸim. Huzurunuzda buna and içiyorum. (1920-Birinci Büyük Millet Meclisi’nin gizli celsesinde)

Millî müdafaamızı; düşmanların bayrakları, babalarımızın ocakları üstünden çekilinceye kadar terkedemeyiz. İstanbul mabedleri etrafında düşman askerleri gezdikçe, öz vatan toprakları üstünden yabancı adamların ayakları çekilmedikçe biz mücadelemize devam etmeye mecburuz. Kendi hükûmetimizin idaresi altında bedbaht ve fakir yaşamak, yabancı esareti bahasına nail olacağımız huzur ve mutluluktan bin kere üstündür. (1920)

Osmanlı Devleti’nin temelleri çökmüş, ömrü tamam olmuÅŸtu. Osmanlı memleketleri tamamen parçalanmıştı. Ortada bir avuç Türk’ün barındığı bir ata yurdu kalmıştı. Son mesele bunun da taksimini teminle uÄŸraşılmaktan ibaretti. Osmanlı Devleti, onun bağımsızlığı, padiÅŸah, halife, hükûmet, bunlar hepsi anlamı kalmamış birtakım mânasız sözlerden ibarettir. O halde ciddi ve hakiki karar ne olabilirdi?

Bu vaziyet karşısında bir tek karar vardı. O da millî egemenliğe dayanan, kayıtsız ve şartsız müstakil yeni bir Türk Devleti tesis etmek!

İşte, daha İstanbul’dan çıkmadan evvel düşündüğümüz ve Samsun’da Anadolu topraklarına ayak basar basmaz uygulamaya baÅŸladığımız karar, bu karar olmuÅŸtur. (1927)

Harcici siyasetimizde baÅŸka bir devletin hukukuna tecavüz yoktur. Ancak, hakkımızı, hayatımızı, memleketimizi, namusumuzu müdafaa ediyoruz ve edeceÄŸiz. Åžimdiki medeniyetin devletler arası münasebetlerde ortaya attığı ve en yüce, temiz emel ve düşüncelerin bir özeti demek olan “her milletin kendi mukadderatına kendisinin hâkim olması” hakkını biz yeryüzünde yaÅŸayan milletlerin hepsi için tanıyoruz, bizim de bu hakkımızın kayıtsız ÅŸartsız talebimizi tanımamak yüzünden akan ve akacak olan kanların mesuliyeti şüphesiz sebep olanlara aittir. Bizi, millî davamızı takipten yıldıracak hiçbir vasıta, hiçbir kuvvet düşünülmüş deÄŸildir. Millî davamız, bizim hayatımızdır. Hayatına suikast edilen en zayıf yaratıkların bile bu isteÄŸe karşı isyan ve nefretle son nefese kadar kendisini müdaafaya çalışmasından daha tabii bir ÅŸey yoktur. (1921)

Bizi imha etmek görüşü karşısında mevcudiyetimizi silahla muhafaza ve müdafaa etmek pek tabiîdir. Bundan daha tabiî ve daha meşru bir hareket olamaz. (1921)

Düşmanın mükemmel ve kuvvetli ordularını maÄŸlup etmek için kendimizde bulduÄŸumuz kuvvet ve kudret, dâvamızın meÅŸruluÄŸundandır. Gerçekten, biz millî hududumuz dahilinde hür ve müstakil yaÅŸamaktan baÅŸka bir ÅŸey istemiyoruz. Biz Avrupa’nın diÄŸer milletlerinden esirgenmeyen, haklarımıza tecavüz edilmemesini istiyoruz. (1921)

Biz bir amaç takibediyoruz. Bu amacımız öteden beri muhtelif vesilelerle ifade edilmiştir. Ben şimdi de onu tekrar ediyorum: Milletin, devletin bağımsızlığını muhafaza etmek. Bunun içinde namus ve şeref tamamen yer alacaktır. Müstakil olarak milletimizin muayyen hudutlar dâhilindeki tamamiyetini muhafaza etmektir. Bunun için muharebe ediyoruz. Efendiler; memleketimizin ellide biri değil, her tarafı tahribedilse, her tarafı ateşler içinde bırakılsa, biz bu topraklar üstünde bir tepeye çıkacağız ve oradan savunma ile meşgul olacağız. Bundan dolayı iki karış yer işgal edilmiş, üç beş köy tahrip edilmiş diye burada feryada lüzum yoktur. Ben size açık söyliyeyim; efendiler bazı yerler işgal edilmiştir bunun üç misli daha işgal edilmiş olunabilir. Fakat bu işgal hiçbir vakitte bizim imanımızı sarsmayacaktır. (1920)

Millî mücadeleyi yapan, doÄŸrudan doÄŸruya milletin kendisidir, milletin evlâtlarıdır. Millet, analarıyla, babalarıyla, hemÅŸireleriyle mücadeleyi kendisine ülkü edindi. Millî mücadelede ÅŸahsî hırs deÄŸil, millî ülkü, milli izzetinefis hakiki etken olmuÅŸtur. (1925- Atatürk’ün S.D. II, S. 231)

Ben, memleket ve milleti düştüğü felâketten çıkarabileceÄŸim inancıyla Anadolu’ya geçtiÄŸim ve amacın gerektirdiÄŸi teÅŸebbüslere giriÅŸtiÄŸim zaman cebimde, emrimde beÅŸ para olmadığını söyleyebilirim. Fakat parasızlık benim milletle beraber atmaya muvaffak olduÄŸum hedefe yönelmiÅŸ adımları durdurmaya deÄŸil, zerre kadar azaltmaya dahi sebep teÅŸkil edememiÅŸtir. Yürüdük, muvaffak olduk, yürüdükçe, muvaffak oldukça maddi güçlükler kendiliÄŸinden ortadan kalktı.

Türk Milleti, kendisi için, kendi geleceÄŸi ve kurtuluÅŸu için çalışan müteÅŸebbisleri, heyetleri güçlükler karşısında bırakmayacak kadar yüksek vatanseverlik ve yüksek ÅŸeref hisleriyle donanmıştır. (1926- Atatürk’ün B.N.S. 103-104)

Hattı müdafaa yoktur, sathı müdafaa vardır. O satıh, bütün vatandır. Vatanın her karış toprağı, vatandaşın kanıyla ıslanmadıkça, terk olunamaz. Onun için küçük, büyük her cüzütamı, bulunduğu mevziden atılabilir. Fakat küçük, büyük her cüzütam ilk durabildiği noktada, tekrar düşmana karşı cephe teşkil edip muharebeye devam eder. Yanındaki cüzütamın çekilmeye mecbur olduğunu gören cüzütamlar, ona tabi olamaz. Bulunduğu mevzide nihayete kadar sebat ve mukavemete mecburdur.

Vatan mutlaka selâmet bulacak, millet mutlaka mutlu olacaktır. Çünkü kendi selâmetini, kendi saadetini memleketin ve milletin saadeti ve selâmeti için feda edebilen vatan evlâtları çoktur. (Nisan 1922)

Birinci İnönü Meydan Muharebesi, inkılâp tarihimizin çok mühim, çok verimli bir sayfasıdır. Gelecek nesiller ve bütün dünya bu sayfayı araÅŸtırıp inceledikçe Türk inkılâbını yapan bugünkü Türk ordusunu ve bu orduyu baÄŸrından çıkaran bugünkü Türk TopluluÄŸunu, elbette saygı ile anacak ve takdir edecektir. 1925 (Atatürk’ün S.D. II, S.205)

Birinci İnönü, muharebe meydanının ufuklarında yükselen zafer güneÅŸi, Türk milletinin yüksek fazilet ve mâneviyatının belirtisidir. Bu doÄŸuÅŸ karşısında büyük bozgunlar oldu…

Birinci İnönü Zaferi, İkinci İnönü Zaferinin, Sakarya büyük kanlı savaşının ve en nihayet Türk vatanının; Türk bağımsızlığının ilk zafer müjdecisi olmuÅŸtur. Bu sebeple Birinci İnönü Meydan muharebesini kazanan Türk ordusunun bütün mensupları, dünya tarihinde unutulmaz ÅŸanlı bir menkibe sahibi olarak ebediyen yaÅŸayacaklardır. 1925 (Atatürk’ün S.D. II, S.206)

Türkiye Büyük Millet Meclisi ordusunun Sakaryada kazanmış olduÄŸu meydan muharebesi pek büyük bir meydan muharebesidir. Harb tarihinde benzeri belki olmıyan bir meydan muharebesidir. Büyük meydan muharebelerinden biri olan Mukden Meydan Muharebesi dahi yirmibir gün devam etmemiÅŸtir. 1921 (Atatürk’ün S.D. I, S.177)

Subaylarımızın kahramanlıkları hakkında söyliyecek söz bulamam, yalnız ifadede isabet edebilmek için diyebilirim ki, bu muharebe subay muharebesi olmuştur. Bu sebeple subay arkadaşlarımın en ufak rütbelisinden en büyük rütbelisine kadar kıymet ve fedakârlıklarını bütün kalb ve vicdanımla ve takdirlerle yadeylerim. Fertlerimizi methüsenadan çok yüksek görürüm. Zaten bu milletin evlâdı başka türlü tasavvur edilemez. Bu milletin evlâtlarının fedakârlıkları, kahramanlıkları için ölçü bulunamaz. Askerlerimiz hakkında yeni bir şey ilâve etmek isterim: Kahraman Türk askeri, Anadolu muharebelerinin mânasını anlamış, yeni bir ülkü ile muharebe etmiştir.

Böyle evlâtlara ve böyle evlâtlardan mürekkep ordulara malik bir millet elbette hakkını ve bağımsızlığını bütün mânasiyle muhafaza etmeÄŸe muvaffak olacaktır. Böyle bir milleti bağımsızlığından mahrum etmeÄŸe kalkışmak hayal ile vakit geçirmektir. 1921 (Atatürk’ün S.D. I, S. 178)

Afyonkarahisar-Dumlupınar meydan muharebesi ve onun son devresi olan 30 AÄŸustos Türk tarihinin en büyük bir dönüm noktasını teÅŸkil eder. Milli tarihimiz çok büyük ve çok parlak zaferlerle doludur. Fakat Türk milletinin burada kazandığı zafer kadar keskin neticeli ve bütün tarihte, yalnız bizim tarihimizde deÄŸil, dünya tarihinde yeni yön vermekte kesin tesirli böyle bir meydan muharebesi hatırlamıyorum. 1924 (Atatürk’ün B.N., S. 81-82)

Bu Anadolu zaferi tarih arasında, bir millet tarafından tamamen benimsenen bir fikrin ne kadar kadir ve ne kadar zinde bir kuvvet olduÄŸunun en güzel bir misali olarak, kalacaktır. 1922 (Atatürk’ün S.D. I, S. 260)

Biz, bu harekâtı, neticesini tamamen bilerek yaptık. Bütün bunlar belki bütün dünyaya hayret verecek niteliktedir. Onun için ordumuzun kudretini anlamayan ve anlamaktan âciz olanlar bu muazzam eseri beklenmedik bir tesadüf eseri gibi göstermek istiyorlar. Fakat; hiçbir vakit öyle deÄŸildir. Hareket bütün teferruatına kadar tamamen düşünülmüş, tespit olunmuÅŸ, hazırlanmış, idare edilmiÅŸ ve neticelendirilmiÅŸtir. 1922 (Atatürk’ün S.D. I, S. 256)

Milletin mukadderatını doÄŸrudan doÄŸruya üzerine alarak karamsarlık yerine ümit, periÅŸanlık yerine düzen, tereddüt yerine azim ve iman koyan ve yokluktan koskaca bir varlık çıkaran meclisimizin, yiÄŸit ve kahraman ordularının başında bir asker sadakat ve itaatiyle emirlerinizi yerine getirmiÅŸ olduÄŸumdan dolayı, bir insan kalbinin nadiren duyabileceÄŸi bir memnuniyet içindeyim. Kalbim bu sevinçle dolu olarak, pek aziz ve muhterem arkadaÅŸlarımı, bütün dünyaya karşı temsil ettikleri hürriyet ve bağımsızlık fikrinin zaferinden dolayı tebrik ediyorum. 1922 (Atatürk’ün S.D. I, S.240)

Afyonkarahisar-Dumlupınar Meydan Muharebesi ve ondan sonra düşman ordusunu tamamen imha veya esir eden ve kılıçtan kurtulanları Akdenize, Marmaraya döken harekâtımızı izah ve tavsif için söz söylemekten kendimi müstağni sayarım.

Her safhasiyle düşünülmüş, hazırlanmış, idare edilmiş ve zaferle neticelendirilmiş olan bu harekât, Türk ordusunun, Türk subay ve kumanda heyetinin, yüksek kudret ve kahramanlığını tarihte bir daha tesbit eden muazzam bir eserdir.

Bu eser, Türk milletinin hürriyet ve bağımsızlık fikrinin ölmez âbidesidir. Bu eseri meydana getiren bir milletin evlâdı, bir ordunun Başkumandanı olduğumdan daima mesut ve bahtiyarım. 1927 (Nutuk II, S. 677)

30 Ağustos Bayramında tebrikleri kabul ederken:

Bu zaferi kazanan ben deÄŸilim. Bunu, asıl, tel örgüleri hiçe sayarak atlayan, savaÅŸ meydanında can veren, yaralanan, kendini esirgemeden düşmanın üzerine atılarak Akdeniz yolunu Türk süngülerine açan kahraman askerler kazanmıştır. Ne yazık ki onların herbirinin adını Kocatepe’nin sırtlarına yazmak mümkün deÄŸildir. Fakat hepsinin ortak bir adı vardır: Türk askeri… Tebriklerinizi onların namına kabul ediyorum!… 1928 (İbrahim Necmi Dilmen, Atatürk Anekdotlar, Der: Kemal Arıburnu, S. 120)

Bütün arkadaÅŸlarımın Anadolu’da daha baÅŸka meydan muharebeleri verileceÄŸini gözönüne alarak ilerlemesini ve herkesin fikri güçlerini ve kahramanlık ve vatanseverlik kaynaklarını yarışırcasına göstermeye devam etmesini isterim.

Ordular; ilk hedefiniz Akdenizdir. İleri! 1922 (Atatürk’ün T.T.B. IV, S. 449)

Türk kumandanları, kumanda etmesini, Türk askeri ölmesini bildi. Harbi kazanışımızın sırrı bundan ibarettir. 1922 (Yakup Kadri Karaosmanoğlu, Atatürk, S. 90)

Vatanın kurtuluÅŸu, milletin görüş ve idaresi kendi alınyazısı üzerinde kayıtsız ÅŸartsız hâkim olduÄŸu zaman baÅŸlamış ve ancak milletin vicdanından doÄŸan ordularla olumlu ve kesin neticelere ermiÅŸ. 1922 (Atatürk’ün T.T.B. IV, S.459)

Memleketimizi hiçbir hak ve adalete dayanmayarak çiÄŸnemek ve çiÄŸnetmek teÅŸebbüsü, muzaffer ordumuzun fedakârane ve cansiperane gayretiyle lâyık olduÄŸu baÅŸarısızlığa uÄŸratılmış ve milletimiz, tarihin nadir kaydettiÄŸi bir zafer kazanarak sevgili yurdumuzu kurtarmıştır. 1923 (Atatürk’ün S.D. I, S. 290)

Åžunu bir gerçek olarak biliniz ki, ÅŸeref hiçbir vakit bir adamın deÄŸil, bütün milletindir. EÄŸer yapılan iÅŸler mühimse, gösterilen muvaffakiyetler belli ise, inkılâplar dikkati çekici ise her fert kendini tebrik etmelidir. Çünkü böyle büyük ÅŸeyleri ancak çok kabiliyetli olan büyük milletler yapabilir ve bu milletin her ferdi, böyle en kabiliyetli ve büyük bir millete mensup olduÄŸunu düşünerek kendini tebrik etsin. 1923 (Atatürk’ün S.D. II, S.123)

Bütün bu muvaffakiyet yalnız benim eserim deÄŸildir ve olamaz. Bütün muvaffakiyet, bütün milletin azim ve imanıyla çalışmasını birleÅŸtirmesi neticesidir. Kahraman milletimizin ve seçkin ordumuzun kazandığı baÅŸarı ve zaferlerdir. 1928 (Atatürk’ün S.D. II, S. 76-77)

Kahraman Türk ordularının kazandıkları büyük zaferlerde ÅŸahsıma düşmüş olan vazifeleri yapabilmiÅŸsem çok bahtiyarım. Yalnız bu noktada bir gerçeÄŸi açıklamak için söyliyeyim ki; benim, ordularımızı yönelttiÄŸim hedefler, esasen ordularımın her erinin, bütün subaylarının ve kumandanlarının görüşlerinin, vicdanlarının, azimlerinin, ülkülerinin yönelmiÅŸ olduÄŸu hedefler idi. 1928 (Atatürk’ün S.D. II, S. 228)

Her safhası vatan için, evlâtlarımızın torunları için ÅŸerefli hâdiselerle dolu büyük bir kahramanlık menkıbesi teÅŸkil eden Anadolu muharebelerinin heyecan veren tafsilâtını tarihin diline terkediyorum. Millet; milletin ruh sanatı, musikisi, edebiyatı ve bütün estetiÄŸi, bu kutsal mücadelenin ilâhî naÄŸmelerini sonsuz bir vatan aÅŸkının coÅŸkun heyecanlarıyla daima ÅŸakımalıdır. 1923 (Atatürk’ün S.D. I, S.305)

GeçirdiÄŸimiz buhranlı günlerin ÅŸerefli kahramanlarını hep beraber kutlayalım. Onlar arasında muharebe meydanlarında düşman silâhiyle göğüsleri delinmiÅŸ bahtiyarlar olduÄŸu gibi yangınlarda, ateÅŸlerde yakılmış bedbaht çocuklar, kadınlar ve ihtiyarlar vardır. Onlar arasında namuslarına tecavüz edilmiÅŸ, ebediyen aÄŸlamaÄŸa mahkûm genç kızlar da vardır. Onlar arasında yurtlarını kaybetmiÅŸ aileler, evlatlarını gömmüş analar vardır ve yine onlar arasında muharebedeki namus vazifesini ÅŸerefle yaparak bugün memleketlerine dönmüş gaziler vardır. Onlardan ÅŸehitlik ÅŸarabını içmiÅŸ olanların ruhlarına fatihalar sunalım. 1923 (Atatürk’ün S.D. I, S. 308-309)

19 Ekim 2008, 20:42 tarihinde Atatürk kategorisi altında yayınlandı. Bu yazıya yapılacak yorumlardan haberdar olmak için RSS 2.0 beslemesini kullanabilirsiniz. Yorum yapabilirsiniz, veya kendi sitenizden geri izleme yapabilirsiniz.


Yorum Yapın

İsim (*Gerekli)
E-Posta (*Gerekli)
Site
Yorumunuz
*