<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Faydalı Bilgiler Teknoloji Bilişim Haberler &#187; HİCRET&#8217;İN İSLÂM TARİHİNDEKİ YERİ VE ÖNEMİ</title>
	<atom:link href="http://www.umutnet.org/tag/hicretin-islam-tarihindeki-yeri-ve-onemi/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.umutnet.org</link>
	<description>UMUTNET blogu</description>
	<lastBuildDate>Sun, 16 Oct 2011 12:17:13 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.3.1</generator>
		<item>
		<title>HİCRET&#039;İN İSLÂM TARİHİNDEKİ YERİ VE ÖNEMİ</title>
		<link>http://www.umutnet.org/hicretin-islam-tarihindeki-yeri-ve-onemi/</link>
		<comments>http://www.umutnet.org/hicretin-islam-tarihindeki-yeri-ve-onemi/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 23 Oct 2008 20:36:02 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Ders Konuları]]></category>
		<category><![CDATA[HİCRET'İN İSLÂM TARİHİNDEKİ YERİ VE ÖNEMİ]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.organisingamurder.com/?p=231</guid>
		<description><![CDATA[Hicret, İslâm tarihinin en önemli olayıdır. Hicret, Müslümanları, müşriklerin zulmünden kurtarmış, İslâm&#8217;a yayılma imkânı sağlamış, böylece İslâm inkılâbının başlanğıcı olmuştur. Bu itibârla olaydan 17 yıl sonra, Hz. Ömer&#8217;in halifeliği esnâsında, Hz. Peygamber&#8217;in hicret ettiği yılın 1 Muharrem&#8217;i olan 16 Temmuz 622 tarihi &#8220;Hicri-Kamerî Takvim&#8221; için &#8220;takvim başı&#8221; olarak kabul edilmiştir. Bilindiği gibi Hz. Peygamber, Mekke [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><span style="Arial;">Hicret, İslâm tarihinin en     önemli olayıdır. Hicret, Müslümanları, müşriklerin zulmünden kurtarmış,     İslâm&#8217;a yayılma imkânı<br />
sağlamış, böylece İslâm inkılâbının başlanğıcı olmuştur. Bu itibârla     olaydan 17 yıl sonra, Hz. Ömer&#8217;in halifeliği esnâsında, Hz. Peygamber&#8217;in hicret     ettiği yılın 1 Muharrem&#8217;i olan 16 Temmuz 622 tarihi &#8220;Hicri-Kamerî Takvim&#8221;     için &#8220;takvim başı&#8221; olarak kabul edilmiştir.<br />
Bilindiği gibi Hz. Peygamber, Mekke şehrinde doğmuştur. Yüce Allah, O&#8217;nu burada     peygamber olarak görevlendirmiştir.<br />
Görevinin gereği olarak, &#8220;(Önce) en yakın akrabalarını uyar.&#8221; (1) âyet-i     kerimesi gereğince, yakınlarından başlamak üzere,<br />
insanları İslâm&#8217;a davet etmeye başlamıştır. Kendilerini İslâm&#8217;a da&#8217;vet ettiği     kimseler O&#8217;nu, el-Emin = güvenilir kişi olarak<br />
tanıyorlardı. O&#8217;nun dürüstlüğü ve ahlâkî üstünlüğü üzerinde ittifak halinde     idiler. Kendisinin Allah tarafından gönderilmiş ve<br />
görevlendirilmiş Peygamber olduğunu duyunca, O&#8217;na inanmaya ve etrafında toplanmaya     başladılar. Müslümanların sayısı<br />
günden güne artıyor ve İslâmiyet hızla yayılıyordu. Ancak Mekke&#8217;de Kureyş     kabilesinin ileri gelenleri bundan endişe duyuyor, toplum üzerindeki hâkimiyetlerini     kaybedeceklerinden korktukları için O&#8217;na engel olmaya çalışıyorlardı. Bunun için<br />
Peygamberimize ve O&#8217;na inananlara amansız düşman kesilmişlerdi. Müslümanlara     zulmediyor, akıl almaz işkenceler<br />
yapıyorlardı. Hz. Peygamber, Mekkelilerin kendisine ve Müslümanlara karşı     takındıkları tavır karşısında, hiçbir zaman yılmadı, doğacağına kesinlikle     inandığı İslâm güneşine, başka ufuklar aramayı düşündü.<br />
Müşriklerin, tahammülü çok ğüç olan bu zulümleri karşısında, Mekke&#8217;de     Müslümanlar korunamaz hale gemişlerdi. Bu sebeple<br />
Müslümanların Medine&#8217;ye hicret etmeleri kararlaştırılmıştı. Sevgili Peygamberimiz     (s.a.s.) ; &#8220;Sizin hicret edeceğiniz yerin iki<br />
kara taşlık arasında hurmalık bir yer olduğu bana gösterildi&#8230;&#8221; (2) diyerek,     Müslümanların Medine&#8217;ye hicretlerine izin verdi.<br />
Böylece Peygamberliğin 13&#8242;üncü yılının ilk ayı Muharrem&#8217;de (Temmuz 622) Medine&#8217;ye     hicret başlamış oldu.<br />
Kâbe&#8217;ye yapılan senelik hac görevi, Arap yarımadasının bütün noktalarından     Arapları Mekke&#8217;ye getiriyordu. Hz. Peygamber,<br />
bu sefer, kendisine sığınma imkânı ve peygamberlik vazifesini yerine getirme izni     verecek bir kabile bulup, iknâ etmenin yollarını aradı. Birbiri ardınca, yanlarına     gittiği onbeş kabilenin temsilcilerinin hepsi de az çok kaba bir şekilde kendisini     geri çevirdiler.<br />
Umudunu hiç kaybetmedi, son olarak yarım düzine kadar Medineli ile karşılaştı.     Yahudi ve Hristiyanların komşuları olan bu<br />
kişiler, Peygamberler ve ilâhi vahiyler kavramına yabancı değillerdi, üstelik onlar,     bu kutsal kitap sahiplerinin, bir Peygamberin, son bir tesellicinin gelmesini     beklediklerini de biliyorlardı. O yüzden bu konuda başkalarından önce davranmak     fırsatını kaçırmak istemediler, derhal Hz. Muhammed&#8217;e inandılar, kendisine Medine&#8217;de     diğer inananlar bulmaya çalışacakları ve gereken desteği vereceklerine dâir söz     verdiler. Ertesi yıl oniki kadar Medineli kendisine bağlılık yemini ettiler ve     İslâm&#8217;ı öğretecek bir öğretmen-dâvetçi istediler. Bu görevi üzerine alan     Mus&#8217;ab, bu işte hayli başarılı oldu ve bir sonraki sene Mekke&#8217;ye hac sırasında yeni     müslüman olmuş, yetmiş üç kişilik bir kafile gönderdi. Bunlar Hz. Peygamberi ve     diğer Mekkeli Müslümanları kendi  şehirlerine göç etmeye dâvet ettiler,     onları koruyacakları ve kendi aile bireyleriymiş gibi bağırlarına basacakları     sözü verdiler. Böylece Müslümanların en büyük kısmı gizlice ve küçük gruplar     halinde Medine&#8217;ye hicret etti, (3) Kısa zamanda, Mekke&#8217;li Müslümanların hemen hepsi     Medine&#8217;ye göç etti. Yanlızca Hz. Ebû Bekir ile Hz. Ali&#8217;yi, Hz. Peygamber Mekke&#8217;de     alıkoymuştu.<br />
Böylece İslâmiyet Medine&#8217;de de yayılmaya başladı. Bu durum Kureyş ileri gelenlerini     daha da telâşlandırdı. Medine&#8217;nin<br />
kuvvetli bir İslâm merkezi haline gelmesinin aleyhlerine olacağını anladılar. Konuyu     tartışmak ve bir hal çâresi bulmak üzere<br />
&#8220;Dâru&#8217;n &#8211; Nedve&#8221; denilen yerde toplandılar. Uzun uzun görüştüler ve     tartıştılar. Sonunda kendilerine kurtuluş yolunu<br />
göstermekten, dünya ve ahirette mutlu olmaları için çaba harcamaktan başka bir şey     yapmayan, Peygamberimiz (s.a.s.)&#8217;i<br />
öldürmeye karar verdiler. Kendilerince çok gizli olarak aldıkları bu karar ve     plânlarından Kur&#8217;an-ı Kerimde şöyle<br />
bahsedilmektedir; &#8220;İnkâr edenler, seni bağlayıp bir yere kapamak veya öldürmek,     ya da sürmek için düzen kuruyorlardı. Allah düzen yapanların en iyisidir.&#8221;     (4)<br />
Müşriklerin bu korkunç plânlarını Cebrâil (a.s.) Peygamberimiz&#8217;e haber verdi:     &#8220;Bu gece, her zaman yatmakta olduğun<br />
yatağında yatmayacaksın, evini terk edeceksin&#8230;&#8221; dedi. Böylece Hz. Peygamber&#8217;e     hicret için izin verildi. Peygamberimiz Hz.<br />
Ali&#8217;yi çağırdı: &#8220;Ben Medine&#8217;ye gidiyorum. Sen bu gece benim yatağımda yat,     hırkamı üstüne ört. Müşrikler beni yatıyor<br />
sansınlar, onlara bir şey sezdirme. Sabahleyin şu emânetleri sahiplerine ver. Ondan     sonra sen de hemen gel&#8221; dedi.<br />
Ortalık kararınca, Kureyş&#8217;in seçme cânileri evin etrafını sardılar. Sabahleyin     evinden çıkarken hep birden saldırıp<br />
öldüreceklerdi. Hz. Ali, Rasûl-i Ekrem&#8217;in yatağına yattı. Hz. Peygamber eline bir     avuç kum alıp evini çeviren müşriklerin<br />
üzerine saçtı. Saçılan kum taneleri, cânilerden her birine isâbet etmiş, hepsi de     derin bir uykuya dalmışlardı. Peygamberimiz<br />
(s.a.s.) &#8220;Yâ-sin &#8221; Süresi&#8217;nin şu anlamdaki âyetini okuyarak aralarından     geçip gitti: &#8220;Biz onların önlerine ve arkalarına birer<br />
sed çektik, böylece gözlerini perdeledik. Onlar artık elbette görmezler.&#8221;     (5)<br />
Rasûlü Ekrem gece evinden ayrıldıktan sonra Kabe&#8217;yi tavaf  etti. Sonra doğduğu     yerden ayrılış hüznünü ifade eden şu sözleri<br />
söyledi. &#8220;Ey Mekke! Sen Allah katında yeryüzünün en hayırlı ve  en bana     sevimli yerisin. Eğer çıkmak zorunda<br />
bırakılmasaydım senden ayrılmazdım.&#8221; (6) Ertesi gün öğle sıcağında Hz.     Ebû Bekir&#8217;in evine vardı. Allah&#8217;ın emriyle beraber<br />
Medine&#8217;ye hicret edeceklerini bildirdi.<br />
Bunun üzerine Peygamber Efendimiz (s.a.s.), Hz. Ebû Bekir&#8217;le birlikte Mekke&#8217;den     çıkıp, Sevr Dağı&#8217;na gelerek oradaki<br />
mağarada saklandılar. Kureyş&#8217;in araması bitinceye kadar, üç gün üç gece mağarada     kaldılar. Hz. Peygamber&#8217;i ve Ebû<br />
Bekir&#8217;i arayanlar, iz sürerek nihâyet Sevr&#8217;deki mağaranın ağzına kadar geldiler.     Ayak sesleri ve konuşmaları içeriden<br />
duyuluyordu. Hz. Ebû Bekir, başını kaldırdığı zaman onların ayaklarını     görmüş ve heyecanla: &#8220;Ya Resûlâllah, eğilip baksalar,<br />
bizi görecekler&#8221; demişti, bunun üzerine Peygamber Efendimiz: &#8220;Korkma,     Allah&#8217;ın yardımı bizimledir. (7) İki yoldaş ki,<br />
üçüncüsü Allah&#8217;tır, hiç endişe edilir mi?&#8221; buyurdu.(8)<br />
Takipçiler Sevr dağına henüz çıkmadan, bir örümcek mağaranın ağzına ağ     örmüş, bir çift beyaz güvercin yuva yapıp yumurt-<br />
lamıştı. Bu durumda Kureyşliler, mağaranın içine bakmanın ahmaklık olacağını     düşünerek bırakıp gittiler.<br />
Resûlüllah&#8217;a ilk vahiy Hîra (Nûr) dağındaki mağarada gelmişti. Hiradaki mağara     ile Serv&#8217;deki mağara arasında geçen müddet,<br />
Hz.Peygamberin, Peygamberlik hayatının Mekke devrini teşkil etmişti. Sevr dağındaki     mağaradan başlayan hicret ise, Mekke<br />
devrinin sonu, Medine devrinin başlanğıcı olmuştur.(9) Hicret yolculuğunda     Peygamberimiz, iki önemli takiple karşılaştı.<br />
Müdliçoğullarından Surâka, Kureyş&#8217;in ilân ettiği mükâfatı ele geçirmek     hevesiyle, kendi bölgelerinden geçmiş olan hicret<br />
kafilesini tâkibe koyuldu. Atını dörtnala sürerek Resûlûllah&#8217;a ve arkadaşlarına     yaklaştığı sırada atı sürçüp kapaklandı. Kendisi<br />
de yere yuvarlandı. Yeniden atına binip koşturdu. Tam yaklaştığı sırada atının     ön ayakları kuma saplandığı için, yine düştü. Atını<br />
zorlukla kurtardı. Surâka&#8217;nın morali iyice bozulmuştu. Hz. Peygamber&#8217;den özür     diledi. Yazılı bir emanname alarak geri döndü, diğer takipçileri de &#8220;ben     aradım, boşuna yorulmayın, bu tarafta yok&#8221; diyerek geri çevirdi.<br />
Eslemoğullarından Büreyde de, Kureyş&#8217;in ilân ettiği mükâfatı alabilmek için     Resûlüllah&#8217;ı tâkibe başlamıştı. Fakat ilk görüşte<br />
yanındakilerle birlikte müslüman oldu. Daha sonra başındaki beyaz sarığı çözerek     mızrağının ucuna bağladı; &#8220;sizin gibi şanlı bir<br />
kafile  bayraksız gitmez. İzin verirseniz ilk alemdârınız olayım&#8221;     diyerek  tâ Kubâ Köyü&#8217;ne kadar bu şanlı Kâfileye bayraktarlık<br />
yaptı.<br />
Hz. Peygamber&#8217;in yola çıktığı Medine&#8217;de duyulmuştu. Bu yüzden Medineliler, Rasûl-i     Ekrem (s.a.s.)&#8217;i karşılamak üzere her<br />
sabah şehir dışına çıkıp bekliyorlardı. 12 Rabîulevvel Pazartesi günü yine     öğleye kadar beklemişler, sıcak bastırınca ümitlerini<br />
kesip dönmüşlerdi. Bu esnâda bir iş için evinin çatısına çıkan bir Yahûdi, bir     kafilenin uzaktan gelmekte olduğunu gördü ve<br />
yüksek sesle:<br />
&#8220;İşte günlerdir yolunu beklediğiniz devletli geliyor &#8220;diye  haykırdı.     Medineliler, bir bayram sevinci içinde yollara döküldüler.<br />
Hz. Peygamberi Medine&#8217;ye yaya yürüyüşle 1 saat uzaklıkta Kubâ köyünde     karşıladılar. Peygamberimiz burada, Amr b. Avf<br />
oğulları&#8217;nda 14 gece misâfir kaldı. Bu esnâda Kur&#8217;an-ı Kerim&#8217;de &#8220;takvâ üzere     yapıldığı&#8221; bildirilen Kubâ Mescidini binâ etti<br />
ve burada namaz kıldı. (10)<br />
Hz. Peygamber&#8217;den 3 gün sonra tek başına yola çıkmış olan Hz. Ali de gündüzleri     gizlenip, geceleri yürüyerek, Kubâ&#8217;da iken<br />
kafileye yetişti.<br />
14 gün sonra, bir Cuma günü Peygamberimiz devesine bindi. Karşılamağa gelenlerle     muhteşem bir alay içinde Medine&#8217;ye<br />
hareket etti. Yolda &#8220;Sâlim b. Avfoğulları&#8221;na ait &#8220;Rânûna     Vâdisi&#8221;nde öğle vakti oldu. Hz. Peygamber, burada arka arkaya iki hutbe okuyarak     ilk cuma namazını kıldırdı. Bu ilk cuma hutbesinde, Sevgili Peygamberimiz,     İslâm&#8217;ın bazı temel prensiplerine temas ettiği için, burada nakletmeyi faydalı     görüyorum; Rasûl-i Ekrem, birinci hutbeye Allah&#8217;a hamd ve senâ ederek başladı ve     şöyle devam etti:<br />
&#8220;Ey insanlar, ölmeden önce Allah&#8217;a tevbe ediniz, fırsat elde iken iyi işlere     koşunuz. Allah&#8217;ı çok anmak, gizli ve âşikar çok<br />
sadaka vermek suretiyle O&#8217;nunla aranızdaki bağı kuvvetlendiriniz. Böyle yaparsanız,     rızıklandırılır, yardım görürsünüz,<br />
kaçırdıklarınızı tekrar elde edersiniz.&#8221;<br />
Biliniz ki, Cenâb-ı Hak, içinde bulunduğum yılın bu ayında, bugün şu bulunduğum     yerde cuma namazını kıyâmete kadar,<br />
üzerinize farz kıldı. Hayâtımda veya benden sonra -âdil veya zâlim- bir imamı     olduğu halde önemsiz gördüğü veya inkâr ettiği<br />
için, kim bu namazı terkederse, Allah onun iki yakasını bir araya getirmesin ve     hiçbir işine hayır vermesin. Biliniz ki, böylesini,<br />
tevbe etmedikçe, ne namazı, ne zekâtı, ne haccı, ne orucu, ne de herhangi bir     iyiliği Allah katında bir değer taşır. Ancak, kim<br />
tevbe ederse Allah tevbesini kabul eder. (11)<br />
Ey insanlar, âhiret için azık hazırlayıp önceden gönderin. Hepiniz ölecek ve     sürünüzü çobansız bırakacaksınız. Sonra Rabbiniz<br />
-arada tercüman veya perdedâr olmaksızın- bizzat:<br />
-Sana benim peygamberim gelip haber vermedi mi? Ben sana mal vermiş, ihsanda     bulunmuştum. Sen bunlardan âhiretin için ne<br />
gönderdin, diye soracaktır. O kimse sağına, soluna bakacak, hiçbir şey göremeyecek.     Sonra önüne bakacak, orada<br />
cehennem&#8217;i görecek. Öyleyse yarım hurma ile de olsa, kendini ateşten korumaya gücü     yeten, bunu yapsın. Buna gücü<br />
yetmeyen, bâri güzel sözle kendini kurtarsın. Çünkü bir iyiliğe 10&#8242;dan 700 katına     kadar sevap verilir. Allah&#8217;ın selâm ve<br />
rahmeti üzerinize olsun&#8221;.<br />
Hz. Peygamber, birinci hutbeyi böylece bitirdikten sonra, ikinci hutbede de şunları     söylemiştir:<br />
&#8220;Hamd Allah&#8217;a mahsustur. O&#8217;na hamdeder, ondan yardım dileriz. Nefislerimizin     şerlerinden ve kötü işlerimizden Allah&#8217;a<br />
sığınırız. Allah&#8217;ın hidâyet verdiğini kimse saptıramaz. O&#8217;nun saptırdığını     da kimse doğru yola koyamaz.<br />
Allah&#8217;tan başka ilâh olmadığına şahâdet ederim. O birdir, eşi, ortağı ve benzeri     yoktur. Sözlerin en güzeli, Allah Kitabı<br />
(Kur&#8217;an-ı Kerim) dir. Allah&#8217;ın, kalbini Kur&#8217;an ile süslediği, küfürden sonra     İslâm&#8217;a soktuğu, Kur&#8217;an-ı, diğer sözlere tercih<br />
eden kimse felâh bulup kurtulmuştur.<br />
Allah&#8217;ın sevdiğini seviniz. Allah&#8217;ı bütün kalbinizle (can ve gönülden) seviniz.     Allah kelâmı Kur&#8217;an&#8217;dan ve zikrinden<br />
usanmayınız. Allah&#8217;ın kelâmına karşı kalbiniz katılaşmasın.<br />
Yalnız Allah&#8217;a  kulluk edip, ibâdetinizde Ona hiçbir şeyi ortak yapmayınız.     Ondan hakkıyla sakınınız. Yaptığınız iyi şeyleri<br />
dilinizle doğrulayınız. Aranızda Allah&#8217;ın rahmet ve merhametiyle sevişiniz.     Allah&#8217;ın selamı ve rahmeti üzerinize olsun&#8221;(12)<br />
Cuma namazından sonra Hz. Peygamber (s.a.s.), Medine&#8217;ye hareket etti. Medine, tarihinin     en önemli gününü yaşıyordu. Halk,<br />
bayram sevinci içinde, Kubâ&#8217;dan itibâren yolu, iki taraflı doldurmuştu. Rasûl-i     Ekrem&#8217;in anne tarafından akrabası olan<br />
Neccâroğulları, O&#8217;nu karşılamaya gelmişlerdi. Ensâr&#8217;ın ileri gelenleri O&#8217;na     yaklaşarak:Ey Allah&#8217;ın Resûlü! İşte evlerimiz, işte<br />
mallarımız, işte canlarımız emrinize hazır&#8221; dediler. Peygamberimiz, onları     taltif ve gönüllerini hoş ederek yoluna devam etti. Tam şehre gireceği sırada     kalabalık o dereceyi bulmuştu ki kadınlar, damların üzerine çıkarak şöyle şiir     söylüyorlardı:<br />
&#8220;Veda tepesinin sırtlarından ay doğdu üstümüze,<br />
Allah&#8217;a davet eden bulundukça şükretmek vacip oldu bize.&#8221;<br />
Küçük kızlar def çalarak şenlik yapıyorlar ve şu şarkıyı terennüm     ediyorlardı:<br />
&#8220;Biz Neccâr oğullarının kızlarıyız,<br />
Ne mutlu bize Muhammed&#8217;in komşularıyız.&#8221;(13)<br />
Medine halkı, Resûlüllah (s.a.s.)&#8217;in gelişinden duyduğu sevinci, hiçbir şeyden     duymamıştı. Herkes Peygamber Efendimizi, kendi<br />
evinde misafir etmek istiyor, &#8220;Ey Allah&#8217;ın Rasûlü, bize buyurunuz&#8230;&#8221; diyerek     deveyi durdurmak istiyorlardı. Hz. Peygamber ise, kimseyi gücendirmemek için devesini     serbest bırakmıştı.<br />
&#8220;Siz deveyi kendi haline bırakınız. O memurdur, emrolunduğu yere gider&#8221;     diyerek dâvet edenlerden izin istiyordu. Nihâyet<br />
deve, halen &#8220;Mescidü&#8217;n-Nebi&#8221;nin bulunduğu boş arsada çöktü, Rasûlüllah     (s.a.s.) inmedi. Deve kalkarak birkaç adım<br />
gittikten sonra geri dönüp ilk çöktüğü yere yeniden çöktü, bir daha kalkmadı.     Hz. Peygamber, devenin üzerinden inerek:<br />
&#8220;Akrabamızdan en yakın kimin evi?&#8221; diyerek etrafındakilere sordu. Hâlid b.     Zeyd:<br />
&#8220;İşte evim, işte kapısı, buyurunuz Yâ Rasûlâllah&#8230;&#8221; diyerek, Rasûl-i     Ekrem&#8217;i dâvet etti. Peygamber Efendimiz böylece Hz.<br />
Halid&#8217;in misafiri oldu. Bu misâfirlik, &#8220;Mescidü&#8217;n-Nebi&#8221; nin inşaatı     tamamlanıncaya kadar yedi ay devam etti.<br />
Rasûlüllahın hicreti Peygamberliğin 13&#8242;üncü yılında, 12 Rabiulevvel de olmuştur.     Bu tarih, aynı zamanda Peygamber<br />
Efendimizin 53&#8242;üncü doğum yıldönümüdür.<br />
Hicretle, 23 yıl süren peygamberlik devrinin 13 yıllık &#8220;Mekke Devri&#8221; sona     ermiş, 10 yıllık &#8220;Medine Devri&#8221; başlamıştır.(14)<br />
Hz. Peygamber (s.a.s.), Medine&#8217;ye geldiklerinde, burada yaşayan yabancılarla,     dayanışma temeli üzerine bir antlaşma<br />
imzalamıştı. Bu antlaşma, İslâm Dininin Müslüman olmayan topluluklarla barış     içinde yaşamaya ve onlarla dâima iyi ilişkiler<br />
içinde olmaya ne kadar önem verdiğini göstermektedir. Yine Sevgili Peygamberimiz,     Mekke&#8217;den gelen göçmenlerle Medine&#8217;li<br />
Müslümanlar, yani &#8220;Muhacirler&#8221; ile &#8220;Ensar&#8221; arasında kardeşlik     kurmuştu. Bu kardeşlik esasına göre, Medine&#8217;li<br />
Müslümanlar mallarının yarısını göçmen kardeşlerine vermişlerdi ki, tarihte bu     dayanışma ve yardımlaşmanın bir benzerini daha<br />
göstermek mümkün değildir. Böylece, Medine şehrinde ilk İslâm topluluğu,     kardeşlik ve dayanışma temelleri üzerine oluşmaya<br />
başlamıştır.<br />
Böylece Hicret, ilk Müslümanların, sıkıntılı günlerden kurtulmalarına ve     kardeşlik esası üzerine kurulan toplum hayatına<br />
kavuşmalarına vesile olmuştur.<br />
Ayrıca İslâmiyet, Mekke şehri hudutları dışına Hicret&#8217;le taşmış ve bu güneş,     dünyaya Medine ufuklarından yayılmıştır.<br />
Yazımı &#8220;HİCRET&#8221; başlıklı aşağıdaki şiirle bitirmek istiyorum: </span></p>
<p><span style="Arial;">HİCRET </span></p>
<p><span style="Arial;">Mekke&#8217;yle Medine arası yollar;<br />
Çizik çizik, hasret arası yollar.<br />
Vardığı her nokta yine başlangıç;<br />
Gitgide Allah&#8217;a varası yollar.<br />
Mekke&#8217;yle Medine arası yollar. </span></p>
<p><span style="Arial;">Bu çıplak yollarda ne in, ne de cin,<br />
Yalnız iki çift nurdan güvercin.<br />
Bunlar iki dostun ayakları ki,<br />
Yolları göklere bağlayan perçin.<br />
Bu çıplak yollarda ne in, ne de cin. </span></p>
<p><span style="Arial;">Hicret, yurtdışında aranan destek<br />
Dâvâ sahibine öz yurdu köstek;<br />
Merkezi dışardan sarmaktır murad,<br />
Merkezi çevreden fethidir istek.<br />
Hicret, yurtdışında aranan destek. </span></p>
<p><span style="Arial;">İnsan kaçar, ufuk kaçar beraber,<br />
Ufukta, varılmaz gâyeden haber.<br />
O ki, eteğinde, ufuk ve gâye,<br />
O ki, Gaye -İnsan, Ufuk- Peygamber.<br />
İnsan koşar, ufuk kaçar beraber.<br />
</span></p>
<p><span style="Arial;">Ayakta, Medine Müslümanları,<br />
İslâm&#8217;ın &#8220;Yardımcısı&#8221; kahramanları&#8230;<br />
Rasûller Rasûlü uğruna fedâ<br />
Malları, canları, hânümanları&#8230;<br />
Ayakta, Medine Müslümanları. (15)<br />
</span></p>
<p><span style="Arial;">1- Şuarâ, 214.<br />
2- El-Buhârî, 4/255; Tecrid-i Sarih ter<br />
cemesi, 10/86.<br />
3- Prof. Dr. Muhammed Hamidullah;<br />
İslâm&#8217;a Giriş, Çev. Cemal Aydın,<br />
T.D.V.Yayınları, Ankara 1996, s,<br />
13,14.<br />
4- Enfâl, 30.<br />
5- Yâ-Sîn, 9.<br />
6- İbn-i Mâce 2/1037 (Hadis no:<br />
3108);<br />
Tirmizi, 5/722 (Hadis No: 3925)<br />
7- Tevbe, 40.<br />
8- El-Buhâri; 4/263; Tecrid-i Sarih ter<br />
cemesi, 10/119 (Hadis No: 1557)<br />
9- İrfan YÜCEL, Peygamberimizin Ha<br />
yatı, D.İ.B. Yayınları, Ankara 1998<br />
s:88-94.<br />
10- Tevbe, 108.<br />
11-  İbn-i Mâce, Sünen, C. 1, S.<br />
343. (Hadis No: 1081)<br />
12- İbn-i Hişâm, 2/147.<br />
13- Mevlânâ Şiblî, Asr-ı Saâdet, Terc.<br />
Ö. Rıza Doğrul, İst. 1973, C. 1, s.<br />
203.<br />
14- YÜCEL, a.g.e, 98, 99, 100.<br />
15- Necip Fâzıl KISAKÜREK<br />
</span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.umutnet.org/hicretin-islam-tarihindeki-yeri-ve-onemi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

