<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Faydalı Bilgiler Teknoloji Bilişim Haberler &#187; kurtuluş savaşı</title>
	<atom:link href="http://www.umutnet.org/tag/kurtulus-savasi/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.umutnet.org</link>
	<description>UMUTNET blogu</description>
	<lastBuildDate>Sun, 16 Oct 2011 12:17:13 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.3.1</generator>
		<item>
		<title>Millî Mücadele</title>
		<link>http://www.umutnet.org/milli-mucadele/</link>
		<comments>http://www.umutnet.org/milli-mucadele/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 19 Oct 2008 17:42:32 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Atatürk]]></category>
		<category><![CDATA[kurtuluş savaşı]]></category>
		<category><![CDATA[Millî mücadele]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.organisingamurder.com/?p=157</guid>
		<description><![CDATA[Millî mücadele ve Kurtuluş Savaşı Millî mücadelenin maksat ve gayesi tam istiklâlini ve kayıtsız-şartsız egemenliğini sağlamak ve sürdürmektir. Millet, dış istiklâlini kazanmak için, lâzım gelen hattı hareketini misakı millî ile ifa etmiştir. Millî hakimiyetini elde edebilmek için, takibi lâzım gelen hareket hattını da Teşkilâtı Esasiye Kanunu ile tesbit etmiştir. (1923) Esas Türk milletinin haysiyetli ve [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><span style="x-small;"><strong>Millî mücadele    ve Kurtuluş Savaşı</strong></span></p>
<p><span style="x-small;">Millî mücadelenin    maksat ve gayesi tam istiklâlini ve kayıtsız-şartsız egemenliğini sağlamak ve    sürdürmektir. Millet, dış istiklâlini kazanmak için, lâzım gelen hattı hareketini    misakı millî ile ifa etmiştir. Millî hakimiyetini elde edebilmek için, takibi    lâzım gelen hareket hattını da Teşkilâtı Esasiye Kanunu ile tesbit etmiştir.    (1923)</span></p>
<p><span style="x-small;">Esas Türk milletinin    haysiyetli ve şerefli bir millet olarak yaşamasıdır. Bu esas ancak tam bağımsızlık    edinilmesiyle sağlanabilir. Ne kadar zengin ve bayındır olursa olsun bağımsızlıktan    yoksun bir millet, uygar insanlık karşısında uşak olmak durumunda yüksek bir    işlem için değer taşıyamaz. Yabancı bir devletin koruma ve esirgemesini benimsemek    insanlık niteliklerinden yoksunluğu, güçyetmezliği ve uyuşukluğu benimsemekten    başka bir şey değildir. Gerçekten bu aşağılığa düşmemiş olanların, isteyerek    başlarına bir yabancı getirmeleri asla düşünülemez. </span></p>
<p><span id="more-157"></span></p>
<p><span style="x-small;">Oysa, Türk&#8217;ün haysiyet    ve kendine inanı ve yeteneği çok yüksek ve büyüktür. Böyle bir millet esir yaşamaktansa    yok olsun daha iyidir!</span></p>
<p><span style="x-small;">Dolayısıyla ya    istiklâl, ya ölüm!</span></p>
<p><span style="x-small;">Biz haklarımızı    ve bağımsızlığımızı savunmak için giriştiğimiz çarpışmanın kutsallığı düşüncesinde    ve hiçbir gücün bir milleti yaşamak hakkından yoksun kılınmayacağı inancındayım.    (Nutuk)</span></p>
<p><span style="x-small;">Memleketin ellide    biri değil, her tarafı tahribedilse, her tarafı ateşler içinde bırakılsa, biz    bu toprakların üstünde bir tepeye çıkacağız ve oradan savunma ile meşgul olacağız.    1920</span></p>
<p><span style="x-small;">Ben, 1919 senesi    mayıs içinde Samsun&#8217;a çıktığım gün elimde, maddî hiçbir kuvvet yoktu. Yalnız    büyük Türk Milleti&#8217;nin asaletinden doğan ve benim vicdanımı dolduran yüksek    ve manevi bir kuvvet vardı. İşte ben bu millî kuvvete, bu Türk Milleti&#8217;ne güvenerek    işe başladım. </span></p>
<p><span style="x-small;">Ben, Türk ufuklarından    bir gün mutlaka bir güneş doğacağına, bunun hararet ve kuvvetinin bizi ısıtacağına,    bundan bize bir güç çıkacağına o kadar emindim ki, bunu âdeta gözlerimle görüyordum.    1937</span></p>
<p><span style="x-small;">Milletimiz çok    büyüktür. Hiç korkmayalım. O, esaret ve aşağılığı kabul etmez. (1919)</span></p>
<p><span style="x-small;">Ben ve benim gibi    birçok vatandaşlar, kardeşler, milletin asıl vatanı, ümitsiz felâkete düştüğü    zaman görevli oldukları, vicdanen, namusen, haysiyeten yükümlü bulundukları    vazifeyi yapmak mevkiinde kaldılar. Bunu elbette yapacaklardır. Yapmaları mecburi    idi, vicdani idi, insani idi, millî namus gereği idi. Ben bu mukaddes esasların    dışında hareket edebilir mi idim? Efendiler; elbette edemezdim. Türk Milleti&#8217;nin    hakiki hiçbir ferdi bu gereklerin haricinde hareket edemezdi. Ben elbette bu    elim manzara karşısında vicdanımın emirlerine muhalif, millî namusumuza aykırı    hareket edemezdim. (1925)</span></p>
<p><span style="x-small;">Bağımsızlık gayesinin    elde edilişine kadar, tamamiyle milletle birlikte, fedakârane çalışacağıma mukaddesatım    namına yemin ettim. Artık benim için Anadolu&#8217;dan hiçbir yere gitmemek katidir.    (1919)</span></p>
<p><span style="x-small;">Millî irade kendi    istikametinde bir nehir gibi coşup taşacaktır. Mücadeleyi her noktasından düşünerek    uyanış ve coşkunluk hasıl olmuştur. Sadece dayanıklı olmak ve vazifede kusur    etmemek temel şarttır. (1919)</span></p>
<p><span style="x-small;">Millî dava ancak    bu inan, bu irade ve azimle gerçekleştirilecektir. Yaşaması ve muzaffer olması    gereken değersiz şahıslarımız değil, millî kurtuluşu temin edecek olan fikirlerdir.    (1919)</span></p>
<p><span style="x-small;">Aziz ve mübarek    vatanımızı kurtarmak için bütün aydınların, herkesin hazır olması lâzımdır.    İstanbul&#8217;a gitmeyeceğiz. Anadolu, en büyük hazinedir. Vatanın sinesinde kurtuluş    çarelerini beraberce ölünceye kadar aramaya, temin etmeye çalışacağız. (1919)</span></p>
<p><span style="x-small;">Bazı arkadaşların    yoksulluk içinde bu büyük dâvanın başarılamayacağını zannederek, memleketlerine    dönmek arzusunda olduklarını duydum. Arkadaşlar! Ben sizleri bu millî dâvaya    silâh zoruyla davet etmedim, görüyorsunuz ki sizi burada tutmak için de silâhım    yoktur. Dilediğiniz gibi memleketlerinize dönebilirsiniz. Fakat şunu biliniz    ki, bütün arkadaşlarım beni yalnız bırakıp gitseler, ben bu Meclis-i Âli&#8217;de    tek başıma kalsam da, mücadeleye ahdettim. Düşman adım adım her tarafı işgal    ederek Ankara&#8217;ya kadar gelecek olursa, ben bir elime silâhımı, bir elime de    Türk bayrağını alıp Elma Dağı&#8217;na çıkacağım. Burada tek başıma son kurşunuma    kadar düşmanla çarpışacağım. Sonra da bu mukaddes bayrağı göğsüme sarıp şehit    olacağım. Bu bayrak kanımı sindire sindire emerken, ben de milletim uğruna hayata    veda edeceğim. Huzurunuzda buna and içiyorum. (1920-Birinci Büyük Millet Meclisi&#8217;nin    gizli celsesinde)</span></p>
<p><span style="x-small;">Millî müdafaamızı;    düşmanların bayrakları, babalarımızın ocakları üstünden çekilinceye kadar terkedemeyiz.    İstanbul mabedleri etrafında düşman askerleri gezdikçe, öz vatan toprakları    üstünden yabancı adamların ayakları çekilmedikçe biz mücadelemize devam etmeye    mecburuz. Kendi hükûmetimizin idaresi altında bedbaht ve fakir yaşamak, yabancı    esareti bahasına nail olacağımız huzur ve mutluluktan bin kere üstündür. (1920)</span></p>
<p><span style="x-small;">Osmanlı Devleti&#8217;nin    temelleri çökmüş, ömrü tamam olmuştu. Osmanlı memleketleri tamamen parçalanmıştı.    Ortada bir avuç Türk&#8217;ün barındığı bir ata yurdu kalmıştı. Son mesele bunun da    taksimini teminle uğraşılmaktan ibaretti. Osmanlı Devleti, onun bağımsızlığı,    padişah, halife, hükûmet, bunlar hepsi anlamı kalmamış birtakım mânasız sözlerden    ibarettir. O halde ciddi ve hakiki karar ne olabilirdi?</span></p>
<p><span style="x-small;">Bu vaziyet karşısında    bir tek karar vardı. O da millî egemenliğe dayanan, kayıtsız ve şartsız müstakil    yeni bir Türk Devleti tesis etmek!</span></p>
<p><span style="x-small;">İşte, daha İstanbul&#8217;dan    çıkmadan evvel düşündüğümüz ve Samsun&#8217;da Anadolu topraklarına ayak basar basmaz    uygulamaya başladığımız karar, bu karar olmuştur. (1927)</span></p>
<p><span style="x-small;">Harcici siyasetimizde    başka bir devletin hukukuna tecavüz yoktur. Ancak, hakkımızı, hayatımızı, memleketimizi,    namusumuzu müdafaa ediyoruz ve edeceğiz. Şimdiki medeniyetin devletler arası    münasebetlerde ortaya attığı ve en yüce, temiz emel ve düşüncelerin bir özeti    demek olan &#8220;her milletin kendi mukadderatına kendisinin hâkim olması&#8221;    hakkını biz yeryüzünde yaşayan milletlerin hepsi için tanıyoruz, bizim de bu    hakkımızın kayıtsız şartsız talebimizi tanımamak yüzünden akan ve akacak olan    kanların mesuliyeti şüphesiz sebep olanlara aittir. Bizi, millî davamızı takipten    yıldıracak hiçbir vasıta, hiçbir kuvvet düşünülmüş değildir. Millî davamız,    bizim hayatımızdır. Hayatına suikast edilen en zayıf yaratıkların bile bu isteğe    karşı isyan ve nefretle son nefese kadar kendisini müdaafaya çalışmasından daha    tabii bir şey yoktur. (1921)</span></p>
<p><span style="x-small;">Bizi imha etmek    görüşü karşısında mevcudiyetimizi silahla muhafaza ve müdafaa etmek pek tabiîdir.    Bundan daha tabiî ve daha meşru bir hareket olamaz. (1921)</span></p>
<p><span style="x-small;">Düşmanın mükemmel    ve kuvvetli ordularını mağlup etmek için kendimizde bulduğumuz kuvvet ve kudret,    dâvamızın meşruluğundandır. Gerçekten, biz millî hududumuz dahilinde hür ve    müstakil yaşamaktan başka bir şey istemiyoruz. Biz Avrupa&#8217;nın diğer milletlerinden    esirgenmeyen, haklarımıza tecavüz edilmemesini istiyoruz. (1921)</span></p>
<p><span style="x-small;">Biz bir amaç takibediyoruz.    Bu amacımız öteden beri muhtelif vesilelerle ifade edilmiştir. Ben şimdi de    onu tekrar ediyorum: Milletin, devletin bağımsızlığını muhafaza etmek. Bunun    içinde namus ve şeref tamamen yer alacaktır. Müstakil olarak milletimizin muayyen    hudutlar dâhilindeki tamamiyetini muhafaza etmektir. Bunun için muharebe ediyoruz.    Efendiler; memleketimizin ellide biri değil, her tarafı tahribedilse, her tarafı    ateşler içinde bırakılsa, biz bu topraklar üstünde bir tepeye çıkacağız ve oradan    savunma ile meşgul olacağız. Bundan dolayı iki karış yer işgal edilmiş, üç beş    köy tahrip edilmiş diye burada feryada lüzum yoktur. Ben size açık söyliyeyim;    efendiler bazı yerler işgal edilmiştir bunun üç misli daha işgal edilmiş olunabilir.    Fakat bu işgal hiçbir vakitte bizim imanımızı sarsmayacaktır. (1920)</span></p>
<p><span style="x-small;">Millî mücadeleyi    yapan, doğrudan doğruya milletin kendisidir, milletin evlâtlarıdır. Millet,    analarıyla, babalarıyla, hemşireleriyle mücadeleyi kendisine ülkü edindi. Millî    mücadelede şahsî hırs değil, millî ülkü, milli izzetinefis hakiki etken olmuştur.    (1925- Atatürk&#8217;ün S.D. II, S. 231)</span></p>
<p><span style="x-small;">Ben, memleket ve    milleti düştüğü felâketten çıkarabileceğim inancıyla Anadolu&#8217;ya geçtiğim ve    amacın gerektirdiği teşebbüslere giriştiğim zaman cebimde, emrimde beş para    olmadığını söyleyebilirim. Fakat parasızlık benim milletle beraber atmaya muvaffak    olduğum hedefe yönelmiş adımları durdurmaya değil, zerre kadar azaltmaya dahi    sebep teşkil edememiştir. Yürüdük, muvaffak olduk, yürüdükçe, muvaffak oldukça    maddi güçlükler kendiliğinden ortadan kalktı. </span></p>
<p><span style="x-small;">Türk Milleti, kendisi    için, kendi geleceği ve kurtuluşu için çalışan müteşebbisleri, heyetleri güçlükler    karşısında bırakmayacak kadar yüksek vatanseverlik ve yüksek şeref hisleriyle    donanmıştır. (1926- Atatürk&#8217;ün B.N.S. 103-104)</span></p>
<p><span style="x-small;">Hattı müdafaa yoktur,    sathı müdafaa vardır. O satıh, bütün vatandır. Vatanın her karış toprağı, vatandaşın    kanıyla ıslanmadıkça, terk olunamaz. Onun için küçük, büyük her cüzütamı, bulunduğu    mevziden atılabilir. Fakat küçük, büyük her cüzütam ilk durabildiği noktada,    tekrar düşmana karşı cephe teşkil edip muharebeye devam eder. Yanındaki cüzütamın    çekilmeye mecbur olduğunu gören cüzütamlar, ona tabi olamaz. Bulunduğu mevzide    nihayete kadar sebat ve mukavemete mecburdur.</span></p>
<p><span style="x-small;">Vatan mutlaka selâmet    bulacak, millet mutlaka mutlu olacaktır. Çünkü kendi selâmetini, kendi saadetini    memleketin ve milletin saadeti ve selâmeti için feda edebilen vatan evlâtları    çoktur. (Nisan 1922)</span></p>
<p><span style="x-small;">Birinci İnönü Meydan    Muharebesi, inkılâp tarihimizin çok mühim, çok verimli bir sayfasıdır. Gelecek    nesiller ve bütün dünya bu sayfayı araştırıp inceledikçe Türk inkılâbını yapan    bugünkü Türk ordusunu ve bu orduyu bağrından çıkaran bugünkü Türk Topluluğunu,    elbette saygı ile anacak ve takdir edecektir. 1925 (Atatürk&#8217;ün S.D. II, S.205)</span></p>
<p><span style="x-small;">Birinci İnönü,    muharebe meydanının ufuklarında yükselen zafer güneşi, Türk milletinin yüksek    fazilet ve mâneviyatının belirtisidir. Bu doğuş karşısında büyük bozgunlar oldu&#8230;</span></p>
<p><span style="x-small;">Birinci İnönü Zaferi,    İkinci İnönü Zaferinin, Sakarya büyük kanlı savaşının ve en nihayet Türk vatanının;    Türk bağımsızlığının ilk zafer müjdecisi olmuştur. Bu sebeple Birinci İnönü    Meydan muharebesini kazanan Türk ordusunun bütün mensupları, dünya tarihinde    unutulmaz şanlı bir menkibe sahibi olarak ebediyen yaşayacaklardır. 1925 (Atatürk&#8217;ün    S.D. II, S.206) </span></p>
<p><span style="x-small;">Türkiye Büyük Millet    Meclisi ordusunun Sakaryada kazanmış olduğu meydan muharebesi pek büyük bir    meydan muharebesidir. Harb tarihinde benzeri belki olmıyan bir meydan muharebesidir.    Büyük meydan muharebelerinden biri olan Mukden Meydan Muharebesi dahi yirmibir    gün devam etmemiştir. 1921 (Atatürk&#8217;ün S.D. I, S.177)</span></p>
<p><span style="x-small;">Subaylarımızın    kahramanlıkları hakkında söyliyecek söz bulamam, yalnız ifadede isabet edebilmek    için diyebilirim ki, bu muharebe subay muharebesi olmuştur. Bu sebeple subay    arkadaşlarımın en ufak rütbelisinden en büyük rütbelisine kadar kıymet ve fedakârlıklarını    bütün kalb ve vicdanımla ve takdirlerle yadeylerim. Fertlerimizi methüsenadan    çok yüksek görürüm. Zaten bu milletin evlâdı başka türlü tasavvur edilemez.    Bu milletin evlâtlarının fedakârlıkları, kahramanlıkları için ölçü bulunamaz.    Askerlerimiz hakkında yeni bir şey ilâve etmek isterim: Kahraman Türk askeri,    Anadolu muharebelerinin mânasını anlamış, yeni bir ülkü ile muharebe etmiştir. </span></p>
<p><span style="x-small;">Böyle evlâtlara    ve böyle evlâtlardan mürekkep ordulara malik bir millet elbette hakkını ve bağımsızlığını    bütün mânasiyle muhafaza etmeğe muvaffak olacaktır. Böyle bir milleti bağımsızlığından    mahrum etmeğe kalkışmak hayal ile vakit geçirmektir. 1921 (Atatürk&#8217;ün S.D. I,    S. 178)</span></p>
<p><span style="x-small;">Afyonkarahisar-Dumlupınar    meydan muharebesi ve onun son devresi olan 30 Ağustos Türk tarihinin en büyük    bir dönüm noktasını teşkil eder. Milli tarihimiz çok büyük ve çok parlak zaferlerle    doludur. Fakat Türk milletinin burada kazandığı zafer kadar keskin neticeli    ve bütün tarihte, yalnız bizim tarihimizde değil, dünya tarihinde yeni yön vermekte    kesin tesirli böyle bir meydan muharebesi hatırlamıyorum. 1924 (Atatürk&#8217;ün B.N.,    S. 81-82)</span></p>
<p><span style="x-small;">Bu Anadolu zaferi    tarih arasında, bir millet tarafından tamamen benimsenen bir fikrin ne kadar    kadir ve ne kadar zinde bir kuvvet olduğunun en güzel bir misali olarak, kalacaktır.    1922 (Atatürk&#8217;ün S.D. I, S. 260)</span></p>
<p><span style="x-small;">Biz, bu harekâtı,    neticesini tamamen bilerek yaptık. Bütün bunlar belki bütün dünyaya hayret verecek    niteliktedir. Onun için ordumuzun kudretini anlamayan ve anlamaktan âciz olanlar    bu muazzam eseri beklenmedik bir tesadüf eseri gibi göstermek istiyorlar. Fakat;    hiçbir vakit öyle değildir. Hareket bütün teferruatına kadar tamamen düşünülmüş,    tespit olunmuş, hazırlanmış, idare edilmiş ve neticelendirilmiştir. 1922 (Atatürk&#8217;ün    S.D. I, S. 256)</span></p>
<p><span style="x-small;">Milletin mukadderatını    doğrudan doğruya üzerine alarak karamsarlık yerine ümit, perişanlık yerine düzen,    tereddüt yerine azim ve iman koyan ve yokluktan koskaca bir varlık çıkaran meclisimizin,    yiğit ve kahraman ordularının başında bir asker sadakat ve itaatiyle emirlerinizi    yerine getirmiş olduğumdan dolayı, bir insan kalbinin nadiren duyabileceği bir    memnuniyet içindeyim. Kalbim bu sevinçle dolu olarak, pek aziz ve muhterem arkadaşlarımı,    bütün dünyaya karşı temsil ettikleri hürriyet ve bağımsızlık fikrinin zaferinden    dolayı tebrik ediyorum. 1922 (Atatürk&#8217;ün S.D. I, S.240)</span></p>
<p><span style="x-small;">Afyonkarahisar-Dumlupınar    Meydan Muharebesi ve ondan sonra düşman ordusunu tamamen imha veya esir eden    ve kılıçtan kurtulanları Akdenize, Marmaraya döken harekâtımızı izah ve tavsif    için söz söylemekten kendimi müstağni sayarım.</span></p>
<p><span style="x-small;">Her safhasiyle    düşünülmüş, hazırlanmış, idare edilmiş ve zaferle neticelendirilmiş olan bu    harekât, Türk ordusunun, Türk subay ve kumanda heyetinin, yüksek kudret ve kahramanlığını    tarihte bir daha tesbit eden muazzam bir eserdir.</span></p>
<p><span style="x-small;">Bu eser, Türk milletinin    hürriyet ve bağımsızlık fikrinin ölmez âbidesidir. Bu eseri meydana getiren    bir milletin evlâdı, bir ordunun Başkumandanı olduğumdan daima mesut ve bahtiyarım.    1927 (Nutuk II, S. 677)</span></p>
<p><span style="x-small;">30 Ağustos Bayramında    tebrikleri kabul ederken:</span></p>
<p><span style="x-small;">Bu zaferi kazanan    ben değilim. Bunu, asıl, tel örgüleri hiçe sayarak atlayan, savaş meydanında    can veren, yaralanan, kendini esirgemeden düşmanın üzerine atılarak Akdeniz    yolunu Türk süngülerine açan kahraman askerler kazanmıştır. Ne yazık ki onların    herbirinin adını Kocatepe&#8217;nin sırtlarına yazmak mümkün değildir. Fakat hepsinin    ortak bir adı vardır: Türk askeri&#8230; Tebriklerinizi onların namına kabul ediyorum!&#8230;    1928 (İbrahim Necmi Dilmen, Atatürk Anekdotlar, Der: Kemal Arıburnu, S. 120)</span></p>
<p><span style="x-small;">Bütün arkadaşlarımın    Anadolu&#8217;da daha başka meydan muharebeleri verileceğini gözönüne alarak ilerlemesini    ve herkesin fikri güçlerini ve kahramanlık ve vatanseverlik kaynaklarını yarışırcasına    göstermeye devam etmesini isterim.</span></p>
<p><span style="x-small;">Ordular; ilk hedefiniz    Akdenizdir. İleri! 1922 (Atatürk&#8217;ün T.T.B. IV, S. 449)</span></p>
<p><span style="x-small;">Türk kumandanları,    kumanda etmesini, Türk askeri ölmesini bildi. Harbi kazanışımızın sırrı bundan    ibarettir. 1922 (Yakup Kadri Karaosmanoğlu, Atatürk, S. 90)</span></p>
<p><span style="x-small;">Vatanın kurtuluşu,    milletin görüş ve idaresi kendi alınyazısı üzerinde kayıtsız şartsız hâkim olduğu    zaman başlamış ve ancak milletin vicdanından doğan ordularla olumlu ve kesin    neticelere ermiş. 1922 (Atatürk&#8217;ün T.T.B. IV, S.459)</span></p>
<p><span style="x-small;">Memleketimizi hiçbir    hak ve adalete dayanmayarak çiğnemek ve çiğnetmek teşebbüsü, muzaffer ordumuzun    fedakârane ve cansiperane gayretiyle lâyık olduğu başarısızlığa uğratılmış ve    milletimiz, tarihin nadir kaydettiği bir zafer kazanarak sevgili yurdumuzu kurtarmıştır.    1923 (Atatürk&#8217;ün S.D. I, S. 290)</span></p>
<p><span style="x-small;">Şunu bir gerçek    olarak biliniz ki, şeref hiçbir vakit bir adamın değil, bütün milletindir. Eğer    yapılan işler mühimse, gösterilen muvaffakiyetler belli ise, inkılâplar dikkati    çekici ise her fert kendini tebrik etmelidir. Çünkü böyle büyük şeyleri ancak    çok kabiliyetli olan büyük milletler yapabilir ve bu milletin her ferdi, böyle    en kabiliyetli ve büyük bir millete mensup olduğunu düşünerek kendini tebrik    etsin. 1923 (Atatürk&#8217;ün S.D. II, S.123)</span></p>
<p><span style="x-small;">Bütün bu muvaffakiyet    yalnız benim eserim değildir ve olamaz. Bütün muvaffakiyet, bütün milletin azim    ve imanıyla çalışmasını birleştirmesi neticesidir. Kahraman milletimizin ve    seçkin ordumuzun kazandığı başarı ve zaferlerdir. 1928 (Atatürk&#8217;ün S.D. II,    S. 76-77)</span></p>
<p><span style="x-small;">Kahraman Türk ordularının    kazandıkları büyük zaferlerde şahsıma düşmüş olan vazifeleri yapabilmişsem çok    bahtiyarım. Yalnız bu noktada bir gerçeği açıklamak için söyliyeyim ki; benim,    ordularımızı yönelttiğim hedefler, esasen ordularımın her erinin, bütün subaylarının    ve kumandanlarının görüşlerinin, vicdanlarının, azimlerinin, ülkülerinin yönelmiş    olduğu hedefler idi. 1928 (Atatürk&#8217;ün S.D. II, S. 228)</span></p>
<p><span style="x-small;">Her safhası vatan    için, evlâtlarımızın torunları için şerefli hâdiselerle dolu büyük bir kahramanlık    menkıbesi teşkil eden Anadolu muharebelerinin heyecan veren tafsilâtını tarihin    diline terkediyorum. Millet; milletin ruh sanatı, musikisi, edebiyatı ve bütün    estetiği, bu kutsal mücadelenin ilâhî nağmelerini sonsuz bir vatan aşkının coşkun    heyecanlarıyla daima şakımalıdır. 1923 (Atatürk&#8217;ün S.D. I, S.305)</span></p>
<p><span style="x-small;">Geçirdiğimiz buhranlı    günlerin şerefli kahramanlarını hep beraber kutlayalım. Onlar arasında muharebe    meydanlarında düşman silâhiyle göğüsleri delinmiş bahtiyarlar olduğu gibi yangınlarda,    ateşlerde yakılmış bedbaht çocuklar, kadınlar ve ihtiyarlar vardır. Onlar arasında    namuslarına tecavüz edilmiş, ebediyen ağlamağa mahkûm genç kızlar da vardır.    Onlar arasında yurtlarını kaybetmiş aileler, evlatlarını gömmüş analar vardır    ve yine onlar arasında muharebedeki namus vazifesini şerefle yaparak bugün memleketlerine    dönmüş gaziler vardır. Onlardan şehitlik şarabını içmiş olanların ruhlarına    fatihalar sunalım. 1923 (Atatürk&#8217;ün S.D. I, S. 308-309) </span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.umutnet.org/milli-mucadele/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

